16 Kasım 2009 Pazartesi

SASKARA KOYUNPINAR KÖYÜ TARİHİ

SASKARA
Koyunpınarı Köyü, Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı Çaykelek suyu üzerinde kurulmuş çok eski bir köydür. Köyün kuruluş tarihi hakkında herhangi resmi bir bilgi bulunmamakla beraber, günümüze kadar aktarılan söylentilere göre; bundan 100-150 yıl önce şimdiki Çat Köyü’nün bulunduğu yerde Çil Ahmet ve kardeşleri yaşamaktaymış. Bunlar avcılık ve balıkçılıkla geçiniyorlarmış.

Bir gün Çil Ahmet, Çaykelek suyunun akışına uyarak balık avlamak amacıyla köyün bulunduğu yere gelmiş. Burada, yapılı bir çeşme, kilise ve harabelikler görmüş. Çil Ahmet’in hoşuna gittiği için çadırını buraya kurarak kardeşlerini de getirmiş.

Avcı olan Çil Ahmet, silahını ve baltasını alarak avlanmaya çıkmış. Gittiği yerler ormanlık olduğundan geri dönmesi için ağaçlara baltayla iz yaparak gidermiş. Bir gün, Alan denilen tepenin üzerine çıkmış. Karşı kıyıda bacasından duman tüten bir ev görmüş ve oraya gitmeye karar vermiş. Gittiğinde, yalnız yaşamakta olan Gürcü bir ihtiyarla karşılaşmış. İhtiyar, Çil Ahmet’in nerede yaşadığını sormuş, o da yaşadığı yeri tarif etmiş. Gürcü ihtiyar oranın isminin “Saskara” olduğunu söylemiş.

(Saskara, Gürcüce koyun yeri demektir.)

Şimdiki Koyunpınarı ismi de buna dayanarak konmuştur. İşte Saskara isminin kısaca tarihçesi bu öyküye dayanmaktadır. Çil Ahmet’ten sonra köye yerleşimler başlamıştır. İlk yerleşimlerle beraber 17 haneye ulaşılmıştır. Bu 17 hane, köyün çekirdeğini oluşturmuştur. Bunlar çoğalarak 1940 ve 1950 yıllarında 300 haneyi geçerler.

1880-1920 yıllarında köye eski yazı üzerine mahalle mektepleri açılır. Çok sayıda öğrenci yetişir. Bu okuldan yetişenlere molla denirmiş. Bu mollaların köyün fikir ve kültürel yapısına büyük katkıları olmuştur. Üfürükçülük ve medyumculuğa meydan vermemişlerdir. Birer aydın din adamı olmuşlardır. 1923 de *****huriyet ilân edilince yeni yazı öğrenilmeyi başlanmıştır. 1928 de kendi çaba ve katkılarıyla şimdiki köprünün bulunduğu yere bir ilkokul yapmışlardır. Taştan yapılan bu okula taş mektep de denilmektedir. Yapılan bu yeni okuldan yüzlerce öğrenci yetişmiştir.

Koyunpınarı Köyü, okur yazarlık bakımından Kars vilayeti içinde 2. sırada yer almaktadır. Bu okul sayesinde diğer mesleklerde olduğu gibi, öğretmen olarak da çok sayıda öğrenci köy enstitülerinden mezun olup köylere öğretmen olarak gitmiştir. Bu okuldan mezun olanlar köylerine büyük hizmet etmiş, köylerine bir orta okul yaptırmışlardır. Bunlardan gazetecilik ve yazarlık yapanlarda olmuştur.

Köyün nüfusu arttıkça geçim sıkıntısı da artmıştır ve bu nedenle göçlerde başlamıştır. Göçler genellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve yurt dışına olmuştur. Aradan geçen yıllardan sonra köylülerin bir araya gelmesi ve birbirinden kopmaması için İstanbul’da 1993 yılında Koyunpınar Köyü Kalkındırma Derneği kurulmuştur.

EKONOMİK VE KÜLTÜREL YAPI

Köyümüzün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Buğday, arpa, yulaf ve yonca ekimi oldukça yaygındır. Köyümüzün yaz aylarında çıktığı bir de yaylası mevcuttur. Cin Dağı eteklerinden başlayarak gelen Yukarı Aydere, Aşağı Aydere, Karakale, Çiçeklidağ, Serinkuyu, Çat ve Baştoklu köylerini sağ ve soluna alarak önünden Cot suyu geçer.

Köyümüz de göçten oldukça etkilenen köylerden birisidir. Çünkü köyün dışarıda yaşayan nüfusu da oldukça fazladır. İstanbul basta olmak üzere Ankara, İzmir, Eskişehir, Almanya ve Fransa’ya göçler yaşanmıştır.

Köyümüzdeki bu göçün ardından yıllar sonra bir köy derneği kurulmuştur. Buna ilaveten şimdi de bir internet sitesinin kurulması köy ve tüm gurbetçiler açısından çok faydalı olmuştur.


NÜFUS

2003 yılındaki sayım sonucu toplam nüfus 1295 kişidir. Erkeklerin sayısı 652, kadınlarınki ise 643'tür.

5 Nisan 2008 Cumartesi

ÜMİT KFTANCIOĞLU YA DA KÖROĞLU

ÜMİT KFTANCIOĞLU YA DA KÖROĞLU

ÜNAL ŞENTÜRK

TÜRKÇE ÖĞRETMENİ

Yirmi sekiz yıl önce, Anadolu’nun yiğit, kavruk yüzlü delikanlısı; birtakım kara donlu, kara düşünceli kişilerce susturulmak istendi.Ülkemizde yüzü aydınlığa dönük insanlar var oldukça, Kaftancıoğlu da yaşayacaktır.

1934 yılında Ardahan’ın Hanak ilçesi Koyunpınar (Saskara) köyünde doğdu. Asıl adı Garip Tatar’dır. Soyadını Saskara’nın “Kaftancı”denilen, yazın binbir renkali çiçeklerin açtığı, köyün can damarı denilecek kadar verimli bölgesinden aldı.

1942 yılında başladığı ilkokulu, birinci sınıfı okumadan dört yılda bitirerek Cilavuz Köy Enstitüsüne girdi. Cilavuz, onu her yönüyle etkiledi. “Köy Enstitüsü’ne ayak bastığım gün benim doğum tarihimdir.Anam, babam, soyum-sopum, kanım, bayrağım…hep köy enstitüsü. Şimdi o yıllardan, o kutsal dönemeçten geçerken kendimden geçerim Cilavuz üstüne…O yeşillik, aydınlık, insanlık, halk kokan, toprak kokan Cilavuz…”diyerek ne denli etkilendiğini vurguluyordu.

Dünya Edebiyatıyla Cilavuz’da tanıştı. Çehov, Tolstoy, Dostoyeski’den ekilendi.”Durgun Akardı Don”ona inanılmaz bir yazma isteği verdi.

Cilavuz’dan mezun olunca,Mardin’in Derik ilçesine atandı.bilgi taşıdı, kuş uçmaz kervan geçmez köylerin çocuklarına…Necati Bey Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi. Rize Pazar Ortaokulu’nda Türkçe öğretmenliği yaptı. Bir süre sonra öğretmenliği bırakarak askere gitti.1964 yılında İstanbul’a geldi.Edebiyat fakültense girdi.Bu arada TRT’nin açtığı sınavı 987 kişi arasından birincilikle kazanarak yaşamında yeni bir dönemeç başladı.

“Dönemeç”adlı öyküsüyle TRT büyük ödülünü alınca kendisini tamamen yazmaya verdi. Kısa yaşamında çok sayıda eser üretti. İstedi ki bu toprak gibi, deniz gibi bereketli insanları tanısın herkes. Onların yaşam kavgalarını, umutlarını okusun, öğrensin. Herkes, toprak adamların toprağı fethe gidişini ve bu gidişin onurunu duysun. Bu onuru paylaşsın, yaşamın yüceliğine erişsin. Kalemiyle mutlu geleceğin, insanca yaşamın umuduna uzandı. Ölümsüzlüğe uzandı. Bu uzanış karanlık kafaları, kara donluları, kara yürekleri korkuttu.

“Ey Truva surları önündeki kılıç sesleri!

Tanrılar!

Patroklos. Aşil, Piriemos, Hektor!

Yaşam için günlerce kılıç sallayan Hektor!

Ey yaşam için demir eriten, eriyen işçi!

Ey yaşam için yüzü gülen, geri dönmeyen varlık!

Selam olsun hepinize, herkese!

Yaşama, yaşama sevincine bin selam!”

11 Nisan 1980 günü TRT’den bu sözlerle selamıyordu okurlarını, Anadolu halkını.

Ümit Kaftancıoğlu, aydın bir öğretmen, bir yazın ustası, derlemeci ve halk bilimci olarak çok yönlü bir sanatçıdır. Kitaplarını okumayanlar,”Dilden Dile”radyo programlarından tanır onu. Bu pragram içinde hazırlayıp sunduğu “Köroğlu”dizilerini ise bilmeyen yoktur. Öyle ki artık hak için, hak için kılıcını kuşanıp dağa çıkan Köroğlu ile kendisini özdeşleştirmiş; bizler için, kalemi silah olarak kullanan “Çağdaş Köroğlu”olmuştur. “Bu haksızlığa, bu akılsızlığa, bu alçaklığa baş kaldırmak içi nem vardı başka? Top mu, tüfek mi, tabanca mı? Yazacaktım. Benim silahım kalemimdi. Benim görevim, hakkı yenen, ezilen insanlara haykırmak,elinden tutmaktır, gerekirse ölmektir.”diyordu bir konuşmasında.

Ü. Kaftancıoğlu, toplumsal bozuklukların yıkıcı etkilerinden kendisini korumayı bilmiş, değer karmaşasında inandığı değerleri korumayı, yüceltmeyi başarmış, özgün ve renkli bir kişiydi. Her zaman canlı, her zaman dirençli, çalışan, okuyan, yazan, anlatan, ufacık ayrıntılardan güzellikler çıkarmayı bilen, yorulmadan seven, bulunduğu her yere bu sıcaklığı yayan, yakınlığı ve dostluğuyla insanı saran, yani yaşamın hakkını veren bir insandı.

O insana şaşarım, Kaftancıoğlu ile birlikte olup da onun coşkusunun rüzgarına kaptırmasın kendini.Onunla birlikte sevinmesin, gülmesin, umutlanmasın…

Ümit Kaftancıoğlu, başarılı bir yazar, derlemeci, folklorcu olmasına karşın öğretmenliği hiç unutmadı. Maraş olaylarını protesto eden öğretmenlerin sürgün edilmesine, görevden alınmalarına karşı çok sert yazılar yazdı.13 Şubat 1980 tarihli Demokrat Gazetesi’nde şöyle diyordu:

‘…Öğretmen üç beş satır okumuş, akı karayı, dostu düşmanı, sömüreni çalıp çırpanı tanımıştır. Bu ülkenin sorunlarını enine boyuna öğrenmiş, yaşamış, son yıllarını ağır yükünü omuzlarına yüklemiş aydınlardır. Sorumluluğu vardır öğretmenin ve bu sorumluluğun bilmektedir. Kulağından tutup atılmak istenilen bu kişiler, yıllardır bu ülkenin eğitim-öğretim sorunlarını yüklenip taşımaya çalışmaktadır. Toprağa böylesine sağlam ve kopmaz ölçülerle, kaldırılmaz ağırlıkta ayak basmış birini, daha dün nasıl ve nereden geldiğini hepimizin bildiği bir kimsenin, (bu bakanda olsa değişmez yargımız) “Kulağından tutar atarım” diye diline dolaması, öğretmenin kişililiğine, varlığına, bütünlüğüne saygısızlık olsa bile, yasal açıda suç olsa bile öğretmenin yanından, kapısından geçmez bu söz.

Eserlerinde, halk edebiyatının bereketli zenginliğini ve halkın yapıcı gücünü işledi. Düşünen, araştıran, doğru bildiğini söylemekten kaçınmayan bir halk adamıydı. Öykülerinde temel bir sorunun çeşitli yönlerine değildi. Ancak hepsinin içinde onun sonsuz yaşama sevinci var. Yoksulluğun en aşağı kertesini, doğa koşullarının en acımasızını anlatırken yaşama sevincini elden bırakmadı.

Onun öykülerinde uzun açıklamalara, uzun betimlemelere yer yoktur.Yalın ve içten bir söyleyiş vardır.

Kaftancıoğlu’nun öykü kahramanları, çok ağır koşullara rağmen hayata derinden bağlıdır.

Dönemeç, on dört öyküden oluşur. Kitaba adını veren ‘Dönemeç’ okumak için Saskara’dan kalkıp Cilavuz yollarına düşen dört kahramanın kişiliğinde yoksul köy çocuklarının okuma uğruna doğayla, yoksullukla ve kendileriyle savaşımını anlatır. Karanlıktan aydınlığa koşmak için çıkılan serüvenli bir yolculuk doğayla insanın amansız kavgası… Tepeye vardıklarında o güne kadar görmedikleri bir ışık öbeği, onları karşılar. Oturup bu ışığı uzun süre izlerler. Bu ışık 40 000 köyün çocuklarının yüreğini aydınlatan köy enstitüsüdür.

Kara Kotan’da: Doymamış bir cinselliğin hak arayan yönü dile getirilirken, bu sorunu evrensel boyutlarda gözler önüne seriliyor.

Süpürge’de: Yoksulluğun son sınırı, yoksulluğun neden olduğu ölüm anlatılır.

Yat Kalk: Aynı kitapta dördüncü öyküdür. Osmanlı’nın alevi köylerine karşı tutumunu anlatmaktadır. Yoksulluğa karşı savaşım veren köylünün önüne dayatılan camii yapımı ekseninde döner. Düzenin din anlayışı ve Türkmen köylülerinin düzeni ti’ye alışı vurgulanır. Öykü bu yönüyle de günümüze ışık tutuyor.

Azık: Yoksulluğun farklı bir boyutunu ele alır.

Boz İtler: Din kisvesi altına insanların kandırılışı anlatılır.

Gece Sekiz Gündüz Dokuz’da: Ahlaki yozlaşma.

Sarı’da: Köyde ilk kez görülen portakalın sırrı.

Karasanlı Kancık: İlginç bir aşk ve kan davası.

Alacaklar: İflas eden köy bakkalı.

Ulgar: (Posof-Damal arasında geçit vermez bir dağ) Öykü kahramanı Cuma Ağa için öküzleri her şeydir. Ayağındaki ağrıdan dolayı yürüyemez, kızağa da binemez. Ardahan’da kalır. Kızakla gidenler, (otuz dokuz kişi) Ulgar’da tipiye yakalanırlar ve hepsi ölür.

Yakınları, onlara Ulgar’da kar kalkınca ulaşır. Dönemeç ve Ulgar’da ilginç benzerlikler var. Dönemeç’te Garip ve arkadaşları okumak uğruna verdikleri mücadeleyi doğaya karşı da veriyorlar. Ulgar öyküsündeki mücadele de yoksulluk ve doğaya karşıdır. Her ikisinde de doğa canlıdır. Sanki öykü kahramanlarından biri de doğadır. Bu, yazarın anlatım tekniğinin ne kadar güçlü olduğunu açık seçik ortaya koymaktadır.

Kaftancıoğlu’nun doğayı anlatışını hiçbir sinema perdesinde göremezsiniz. Canlandırmak çok güçtür; ancak gerçekçidir.

Öykü ve romanlarında, kullandığı dil, eleştiri alan tek yönüydü. Gerçekçi bir yazar, gözlemcidir. Dil, olayın geçtiği yöreye göre kullanılır. Bu nedenle eleştiriler haksız yapıldı kanısındayım. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki halkbilimle sanatı başarılı biçimde bir araya getiren sanatçıların başında gelir Kaftancıoğlu.

Yelatan adlı ilk romanı destan gibidir. Anadolu insanının acı çilesine, gür ırmaklar gibi efsaneler ve şiirler katmıştır.

İlk öykü kitabı olan Dönemeç, izlenimci büyük ressamların tabloları gibi renk renk, pırıl pırıldır.

Dönemeç ve Yelatan’dan sonra eserleri peş peşe geldi, o kısacık yazın yaşamında:

Köroğlu Kolları (Halk Destanı)

Tek Atlı Tekin Olmaz (Masal)

Çarpana (Öykü)

Tüfekliler (Öykü)

Hakullah (Röportaj)

Altın Ekin (Roman): Bu eserin içeriği kadar başına gelenler de ilginç. Kültür Bakanlığı’nca bastırılmış; ama siyasal yönetimin değişmesinden sonra 15.000 kitap sakıncalı görülerek depoda tutsak edilmiştir.’Altın Ekin’ bir çocuk romanıydı; ama kendisine kurşun sıkacak olanları çileden çıkarması beklenecek nitelikteydi. Hak yiyenlerin, çalışanları sömürenlerin karşısındaydı. Kül yutmayan, güçlükleri yenmesini bilen, ezilmeyen, emeğinin karşılığını koparıp almasını beceren bir çocuk-kahramanı canlandırıyordu. Bunu yaparken gerçekçi bir romanın dokusunu, keloğlan öykülerinin ipliğiyle örüyordu.

Altın Ekin’i yazmadan önce, bir söyleşide şöyle diyordu: “Köy Çocukları için yazmak ister misiniz? Diyorsunuz, başka kim için yazacağım? Biz köy çocukları için yazmak zorundayız, bizim asıl görevimiz budur. Niçin mi? Öncelikle, eğitim eşitliğini gerçekleştiremediğimize göre, devlet bu ayrılığı, uzaklığı tutmak çabasında olduğu sürece biz de derslerin, yalancı eğitimin yanında gerçek bir çabayla çocukları, yani köy çocuklarını yetiştirmek, onlara yardımcı olmak zorundayız.”

Altın Ekin’den sonra çocuk kitaplarını yoğunlaştırdı: Dört Boynuzlu Koç, Şülgür Deresi, Hınzır Paşa, Kekeme Tavşan…

Ü.Kaftancıoğlu,en verimli çağında “dostlar, yaşama, yaşama sevincine bin selam!” dedi. Ama o kadar yazacak şeyleri vardı ki…

‘Çıplakoğlu, (Halk Destanı)

‘Tek Yatak (Roman)

‘Bolşevik Mehmed (Roman)

‘Yaylacıklı İsa Bey’ Çatısını kurup, yazamadığı eserlerdir.

O büyük insan şöyle demişti:

“ Yaşama ve yaşama sevincine bin selam.”

Biz de diyoruz ki:

Selam olsun Yelatan’ın Garip’ine

Selam olsun Köroğlu’na, Pir Sultan’a, Şeyh Bedrettin’e

Selam olsun Anadolu’nun kavruk yüzlü delikanlısına

Selam olsun Ümit Kaftancıoğlu’na…

20 Mart 2008 Perşembe

Ümit KAFTANCIOĞLU vasiyetinde şöyle demişti,Ben ölürsem beni yelatana gömün .1980 de ortam müsait olmadıgından vasiyeti yerine getirilememişti.
Dostlarımdan son istegim
Beni yelatana gömünüz.
Ölüm hiç önemli degil,yaşam var...
Dağlar kadar yaşam ve yaşama bin selam...


DOSTLAR BENİ YELATANA GÖMÜN

Duydum ki katlime karar verilmiş,
Oklar hazırlanmış yaylar gerilmiş,
Kanlı katillere silah verilmiş,
Dostlar beni yelatana gömünüz.

Evimin önünde bana pusu kurdular,
Sağdan soldan ateş edip beni vurdular,
Feryadımı ta yelatandan duydular,
Dostlar beni yelatana gömünüz.

Yol üstünde beni vurdular,
Vurdular da başucumda durdular ,
Çağdaş pir sultandır, ölmez dediler,
Dostlar beni,yelatana gömünüz.

Zincirlikuyuda beyler,paşalar yatar,
Cenazeler gelir hep katar katar,
Bencileyin burda bir garip tatar
Dostlar beni yelatana gömünüz.

Dönemeç'te garip tatarı yazdım,
Tüfekliler'de Anadolu'yu gezdim,
Yelatanda ben bu işin sırrını çözdüm,
Dostlar beni yelatana gömünüz.

Yelatan dağında kuzular meler,
Orada sanki bir ateş yanar,
Dostlarım her yıl beni burda anar,
Dostlar beni yelatana gömünüz.

Kitaplar yazdım aktan karadan,
Bana böyle demiş yüce yaradan,
Zalim düşman da çıksın aradan,
Beyler beni yalatana gömünüz.

Mezarımı zincirlikuyu'ya kazdılar,
Mermer taşına Garip Tatar diye yazdılar,
Baş ucuma da demet demet kır çiçekleri dizdiler,
Beyler beni yelatana gömünüz.

Adil ŞENTÜRK
5 NİSAN 2007

25 Haziran 2007 Pazartesi

koyunpınar köyü piknigi


köyümüzün geleneksel olarak yapılan piknigi 24 haziran 2007 de silivri ortaköy piknik alanında yapıldı piknik geniş bir katılımla gerçekleşti hemseriler bir kez daha birbirleri ile hasret giderme imkanı buldu piknik dernek yöneticilerinin gündemle ilgili konuşma ve köyümüzün sanatçıları tarafından seslendirilen türküler ve davul zurna eşliginde çekilen halaylerı ile devam etti istanbulun degişik bölgelerinden gelen birbirlerini uzun bir süreden beri göremeyen insanlar hasret gidererek akşam saatlerine kadar eglenildi bu sıcak yaz ortamında serin bir gün geçirerek güzel bir gün yaşadık

21 Mayıs 2007 Pazartesi

ü.kaftancıoğlu anıldı


ü.kaftancıoğlu anıldı
27 yıl önce katbettigimiz yazar Ümit KAFTANCIOĞLU 14 nisan günü akm de ve 15 nisan günü mezarı başında yapılan etkinliklerle anıldı
Yazar. Saskara Köyü’nde doğdu.Asıl adı garip tatar’dı. Cılavuz Köy Enstitüsü’nü bitirdikten (1957) sonra, üç yıl Mardin’in Derik İlçesi’nde ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nde yükseköğrenimini tamamladı (1964). Ortaokul öğretmenliği yaptı. TRT’ye girerek İstanbul Radyosu’nda, Köy Yayınları’nda görev aldı. TRT 1970 Sanat ödülleri yarışmasında “Dönemeç” adlı öyküsüyle Büyük Ödül ve “Hakkullah” adlı röportajıyla da 1972 Ali Naci karacan Armağanı’nı kazandı. Öyküleri Varlık ve Yeni Dergi’de yayınlandı. Çocuk öykülerinden oluşan yapıtı Çocuk ve Kent de ona Başkent Yarışması Üçüncü Ödülü’nü kazandırdı (1980). Silahlı bir saldırı sonucu öldürüldü. Başlıca yapıtları: Dönemeç (1972), Yelatan (1972), Tek Atlı tekin Olmaz (1973), Köroğlu Kolları (1974), Tüfekliler (1974), Çarpana (1975), Altın Ekin (1980)

26 Nisan 2007 Perşembe

mazide kalan oyunlar aşık oyunu

Ardahan Hanak yöresinde iletişim araçlarının ( televizyon, radio vb bulunmadığı ya da yaygın olmadığı zamanlarda köylerde gençler boş zamanlarında bir takım etkinlikler organize ederlerdi. Gençlerin buluşma yerleri ( özellikle erkekler ) genellikle köy merkezindeki damlardır. Damlardaki bu buluşmalarda gençler konuşma fırsatı ve oyun oynama imkanı bulmaktadırlar. Bu oyunların içinde aşık oyunun ayrı bir önemi vardır. Aşık bir çeşit kemiktir Aşığın bulunması zordur. Çünkü canlı bir hayvanın kesilmesi ya da ölmesi gerekmektedir. O yörede küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar ailelerin geçim kaynağı olduğu için kolay kolay kesilmez. . Aşık oyunun yanında çocuklar çelik çomak da oynamaktadırlar

Aşık; küçükbaş hayvanların ya da büyükbaş hayvanın arka ayaklarının eklem yerlerinden elde edilir. Bu oyun köyümüzde daha çok kışın oynanmaktadır. Aşıkların iri olanları seçilerek ağırlaştırmak için orta yerine kurşun dökülür. Aşıklar, çeşitli kök boyalarıyla boyanır. Oyunculardan her biri birer aşığı sıraya dizer. ( Günümüzde çocukların bilyelerle oynadıkları oyuna benzer ) Belli bir uzaklıkta çizilen çizgiden sırasıyla herkes dizilen aşıklara elindeki kurşun dökülmüş aşıkları atarak vurmaya çalışır. Bunun yanında yerdeki aşıkları vurmak için büyükbaş hayvanların arka ayaklarının eklem yerinden çıkan büyük kemik de kullanılır. Bu kemik aşıgın en büyügüdür Vurulan aşığın kazanılması için dizilen yerden üç ayak gitmesi esastır. Bu şekilde oyun devam eder. Aşık kemiğiyle oynanan farklı oyunlar da mevcuttur.
Günümüzde bu oyunlar artık oynanmamaktadır bu oyunların yerini başka oyunlar almıştır.